Kategori: Sağlık

Sağlık

Sağlık Kategorimizde Sağlık Konularıyla Çalışmalar, Makaleler, yazılar, haberler, bilgilendirmeler ve benzer bilgiler bulunmaktadır.

Sinüs Boşaltma ve Sinüs Masajı Teknikleri | Anında Rahatlama ve Boşalma

Sinüs Boşaltma ve Sinüs Masajı Teknikleri | Anında Rahatlama ve Boşalma, Sinus Bosaltma, Evde Sinüs Boşaltma, Evde Sinüs Temizleme

 

Sinüs Boşaltma ve Sinüs Masajı Teknikleri nelerdir? Anında Rahatlama ve Boşalma sağlayan masaj teknikleri nasıl yapılır ve daha birçok merak edilenler yazımızda.

 

Sinüs Boşaltma ve Sinüs Masajı Teknikleri hakkında sık sık aramalar yapılmaktadır. Anında Rahatlama ve Boşalma sağlayan masaj teknikleri ve diğer bilgileri sizin için bir araya getirdik.

Sinüs Boşaltma ve Sinüs Masajı Teknikleri için size üç ayrı yöntem anlatacağız.

 

1. YÖNTEM

1- Parmaklarınızı ısıtmak için iki elinizi birbirine sürtün.

Ellerinizin sıcak olması sinüslerinizi soğuk ele göre daha çok rahatlatır ve ellerinizin soğuk olması kaslarınızın gerilmesine sebep olabilir.

  • İlk olarak ellerinize birazcık yağ sürün, yağ elleriniz ile yüzünüzü tahriş etmenizi engelleyecektir, ayrıca yağın kokusu da rahatlamaya yardımcı olabilir. Sinüs masajı için kullanılacak yağları şöyle sıralayabiliriz badem yağı, nane yağı, bebek yağı veya hint yağı uygun olabilir. Göz çevrenize masaj yaparken yağın gözünüze kaçmamasına çok dikkat edin.

 

2- Göz yuvalarının girintisini bulun. 

Göz yuvalarının girintileri, burun köprüsünün kaşların sırtıyla birleştiği yerin her iki tarafında bulunur. Bu bölgelere basınç uygulandığında soğuk algınlığı, sinüs tıkanıklığı, frontal sinüs baş ağrıları ve yorgun gözlerin rahatlamasına yardımcı olabilir.

  • Başparmaklarınızı kullanarak masaj yapabilirsiniz. Başparmaklar, diğer parmaklarınıza göre daha güçlü olması sebebi ile tavsiye edilir. Bazı kişiler için işaret parmağını kullanmak daha kolay olabilir, sizin için en kolay olan parmağınız ile yapabilirsiniz.

 

3-Göz yuvalarının girintisine doğrudan parmak basıncı uygulayın. 

Sinüs Boşaltma

Bir dakika boyunca göz yuvası girintilerine baskı yapın, uyguladığınız baskı miktarı tatlı sert bir kıvamda olmalıdır.

  • Parmaklarınız ile bölgeye bastırın ve yaklaşık iki dakika boyunca dairesel hareketlerle masaj yapın.
  • Göz yuvası girintilerine masaj yaparken gözlerinizi kapalı tutun.

 

4-Yanaklarınıza baskı uygulayın. ( Sinüs Boşaltma  )

Başparmaklarınızı yada alternatif olarak işaret ve orta parmaklarınızı, her bir burun deliğinin hemen dışında, yanağınızın her iki yanına gelecek şekilde hareket ettirin. Yanaklara basınç uygulandığında burun tıkanıklığı ve sinüs ağrısının giderilmesine fayda sağlar.

  • Yaklaşık bir dakika boyunca yanaklarınıza tatlı sert ve sabit bir baskı uygulayın.
  • Daha sonra parmaklarınızı dairesel hareketlerle iki dakika boyunca hareket ettirin.

5-Herhangi bir ağrı hissederseniz masajı durdurun. 

Sinüslerinizde basınç artıyorsa, masaj biraz sert olabilir bu doğaldır. Ancak sinüslerinizde yoğun bir ağrı hissederseniz masajı hemen bırakmalı alternatif yollar denememeli ve doktorunuza başvurmalısınız.

2. YÖNTEM

1-Frontal sinüslerinize masaj yapın.

Sinüs Boşaltma

 Frontal sinüsleriniz alın bölgenizde bulunur. Parmaklarınız ile yüzünüzü tahriş etmemek için ellerinizi ısıttıktan sonra krem veya masaj yağını ellerinize sürün. Her iki işaret parmağınızı alnınızın ortasına kaşlarınızın arasına yerleştirin. Dairesel hareketler ile parmaklarınızı kaşlarınızın arasından şakaklarınıza doğru çekin.

  • Sabit ve sıkı bir baskı uygulayarak bu hareketi 10 kez tekrarlayın.
  • Bu masaja başlamadan önce ellerinizin ısıtmayı ihmal etmeyin. Ellerinizi birbirine sürterek  ısıtabilirsiniz.

2-Etmoid / Sfenoid sinüslerinize masaj yapın.

Sinüs Boşaltma

 Bu sinüsler sizin nazal sinüsleriniz. Ellerinize biraz masaj yağı veya krem sürün ve ellerinizi ısıtmak için ellerinizi birbirine sürtün. İşaret parmaklarınızı kullanarak burun köprüsünün kenarı boyunca aşağı doğru mesaj yapın; bu akıntıyı tetiklemeye yardımcı olacaktır. Burnunuzun üst kısmına ( köprü ) doğru ilerlerken, işaret parmaklarınızla göz kenarlarına küçük dairesel hareketler yapın.

  • Kesinlikle gözünüze temas etmeyin veya gözünüze yağ değdirmeyin. Yağ gözlerinize zarar vermez, ancak yakabilir.
  • Tatlı sert bir masaj uygulayarak bu hareketi 10 defa tekrarlayın.

3-Maksiller sinüslerinize nasıl masaj yapacağınızı öğrenin. 

Yine ellerinize krem veya masaj yağı sürün ve ısıtmak için ellerinizi birbirine sürtün. İşaret parmaklarınız yardımı ile burun deliklerinizin dış köşelerine yakın her bir yanağa aşağı doğru baskı uygulayın. Küçük dairesel hareketler kullanarak parmaklarınızı elmacık kemikleriniz boyunca kulağınıza doğru hareket ettirin.

  • Bu hareketi 10 kez tekrarlayın. Yine, rahatlamayı en üst düzeye çıkarmak için burada tatlı sert bir baskı kullanmalısınız.

4- Burun ovma tekniğini kullanarak sinüsleri rahatlatın. 

Sinüs Boşaltma

Bu teknik sinüs dolu olan, burun tıkanıklığı olan kişiler için tavsiye edilir. Elinize masaj yağı yada krem sürün. Avucunuzun içini kullanarak burnunuzun ucunu dairesel hareketlerle ovalayın ve bu hareketi 15 – 20 kez tekrar edin.

  • Ovma yönleri değiştirerek ve burnunuzu diğer yöne 15 ila 20 kez dairesel hareketler ile ovalayın. Örnek olarak, ilk 15 hareket için burnunuzu saat yönünde ovuşturduysanız, sonraki diğer 15 hareket için burnunuzu saat yönünün tersine daireler çizerek ovalayın.

5-Masaj yaparak sinüslerinizi boşaltmaya çalışın.

Sinüs Boşaltma

 Elinize az miktarda krem yada masaj yağı sürün ve birbirine sürtün. Orta sertlikte baskı uygulayarak alnınızın ortasından kulaklarınıza doğru başparmaklarınız ile masaj yapın. Bu masaj tekniğini iki veya üç kez tekrar edin.

  • Başparmaklarınızı burnunuzun ortasına koyun ve kulaklarınıza doğru masaj yapmaya başlayın. Bu hareketi iki veya üç kez tekrarlayın.
  • Başparmaklarınızı çenenizin altına yerleştirin ve başparmaklarınızı boynunuzun kenarlarından köprücük kemiklerinize kadar gezdirin.

 

3. YÖNTEM

1-Sinüs masajından önce veya sonra buhar uygulaması yapın. 

Aşağıda yazdığımız buhar uygulaması daha önce yukarda yazdığımız masaj teknikleriyle birleştirerek sinüs akıntısını önemli ölçüde artırabilirsiniz. Sinüs akıntısını arttırmak fazla sümük ve sinüslerinizdeki basıncı hızlı ve etkili bir şekilde rahatlatabilir.

  • Buhar yöntemi kimyasal veya ilaç olmadan sinüs basıncını hafifletmenin bilinen en etkili ve eski yöntemlerindendir. Buhar, burun kanallarının açılmasına yardımcı olur ve bazen kalın mukusu inceltir, böylece sinüslerden dışarı akmasına yardımcı olur.

2-Bir litrelik bir tencereye su doldurun.  ( Sinüs Boşaltma  )

Tencereye koyduğunuz suyu ocakta iyice kaynatın, daha sonra tencereyi ocaktan alın ve bir masanın üzerine ısıya dayanıklı bir altlık üzerine koyun.

  • Buharın burun kanallarınıza ve boğazınıza girmesini istiyoruz ancak kendinizi yakmadan, buna çok dikkat edin.
  • Ayrıca tencere kaynarken ve tencereyi masaya aldığınızda çocukları tencereden uzak tutunuz. Etrafta hiç çocuk yokken buhar tedavisi yapmaya çalışın.
  • Bu yöntem yalnızca yetişkinler içindir – çocuklarda denemeyin.

3-Büyük, temiz bir pamuklu havluyu başınızın üzerine örtün.

 Ardından başınızı buharlı tencerenin üzerine getirin, gözlerinizi kapatın ve kendinizi yakmamak için yüzünüzü sudan uzakta tutmaya gayret edin.

4-Burnunuzdan nefes alın ve ağzınızdan verin. ( Sinüs Boşaltma  )

En az 10 dakika boyunca yada buhar çıkmaya devam ettiği sürece devam edin. Buhar solurken ve sonrasında burnunuzu sümkürmeye çalışın.

5-Her iki saatte bir buharla.

Sinüs Boşaltma

 Bu tekniği sık sık uygulayabilirsiniz ancak  en fazla iki saatte bir uygulamanız daha iyidir. Evde, işte yada cafe de yüzünüzü sıcak bir çay, içecek veya çorba kasesinden gelen buharını soluyarak buhar tedavisi uygulayabilirsiniz.

6-Buharlama işleminize şifalı otlar ekleyin.

 Ayrıca buharlı suyunuza şifalı otlar ve uçucu yağlar ( bir litre su için bir damla) ekleyebilirsiniz. Bazı kişiler yağların ve bitkilerin semptomları hafifletebileceğini düşünür, ancak bu iddialar bilimsel kanıtlarla desteklenmemektedir.

  • Nane, kekik, adaçayı, lavanta ve siyah lavanta yağı, başlamak için harika seçeneklerdir.
  • Kişiye mantar sinüs enfeksiyonu teşhisi konduysa, kaynar suyunuza bir damla siyah ceviz esans yağı, çay ağacı yağı, kekik veya adaçayı yağı ekleyin. Bunların antifungal ve antiseptik özelliklere sahip olduğu düşünülmektedir.
  • Buhar tedavisi yapmadan önce kullanmak istediğiniz bitkiye karşı alerjiniz olup olmadığına dikkat edin. Her bir bitki yağını yaklaşık bir dakika test edin ve ardından yüzünüzü 10 dakika boyunca buhardan uzaklaştırın ve nasıl hissettiğinizi değerlendirin. Herhangi bir alerji reaksiyonunuz varsa ( hapşırma veya kızarıklık gibi cilt reaksiyonları), yeni bir su kaynatın ve tedaviye devam edin.
  • Uçucu yağlara sahip değilseniz, çeyrek litre başına 1 çay kaşığı kuru ot kullanın. Kuru otlar için ekledikten sonra bir dakika daha kaynatın, altını kapatın ve tencereyi evinizdeki güvenli bir alana taşıyın ve buhar solumaya başlayın.

 

7-Sıcak Banyo Yapmak

Sinüs Boşaltma

Uzun süreli sıcak bir banyo yapmak, yukarıda yazdığımız buhar tedavisine benzer bir etkiye sahip olabilir. Duştan gelen sıcak su, tıkalı burun geçişlerini temizlemeye ve sinüs basıncını hafifletmeye yardımcı olur. Burnunuzu doğal olarak sümkürmeyi deneyin. Isı ve buhar, tahliyelerini daha iyi kolaylaştırmak için sinüslerdeki salgıları nemlendirmeye ve sıvılaştırmaya yardımcı olacaktır.

  • Ayrıca, burun deliklerinizi açmaya yardımcı olur ve sinüslerinizde hissedebileceğiniz herhangi bir baskıyı hafifletmek için yüzünüze sıcak bir kompres koyarak da benzer bir faydalı etki elde edersiniz. Nemli bir bezi mikrodalga fırında iki ila üç dakika ısıtın yüzünüze koyun, kendinizi yakmamaya dikkat edin.

 

 

 

 

 

Hamileliğin İlk Belirtileri | 7 Günde Hamilelik Belirtileri | Hamilelik Belirtileri İlk Hafta

Hamileliğin İlk Belirtileri

Hamileliğin İlk Belirtileri, 7 Günde Hamilelik Belirtileri, gebeliğin ilk belirtileri, 3 günlük hamilelik belirtileri, beyaz akıntı hamilelik belirtisimi,  ve Hamilelik Belirtileri İlk Hafta isimli bir yazı hazırladık sizler için. Hamilelik son adet tarihinden sonra 40 hafta devam eder başka bir deyişle 9 ay 10 gün süren bir dönemi kapsamaktadır. Bu heyecanlı döneme başlarken anne adaylarının vücutlarında farklı belirtiler meydana gelmektedir. Bu belirtiler gebelikten gebeliğe değişebilir ancak, çoğu anne adayındaki belirtiler birbirine benzer olarak ortaya çıkmaktadır. Hamileliğin İlk Belirtileri, çiftler tarafından çokça merak edilmekte ve araştırılan konular arasındadır.

Hamileliğin İlk Belirtileri

 

Hamileliğin İlk Belirtileri Nelerdir?

  1. Regl olmamak ( gecikme )
  2. Vajinal akıntı ve lekelenmeler
  3. Kasıkta sancı
  4. Vücutta şişkinlik ve ödem,
  5. Memelerde hassasiyet,
  6. Halsizlik ve uyku durumu,
  7. Sık sık idrar yapma,
  8. Mide bulantısı,
  9. Koku hassasiyeti,
  10. Ani Duygusal Değişimler,
  11. Baş Dönmesi
  12. Vücut ısısının artış göstermesi.
  13. Mide Sorunları 
  14. Cilt Sorunları
  15. Sindirim Sorunları ve Kabızlık
  16. Baş Ağrısı Sorunları
  17. Burun Tıkanması
  18. Ağızda Hissedilen Metalik Tat
  19. Diş Eti Sorunları ve Kanaması

 

Regl olmamak ( gecikme )

Gebeliğin kadınlar tarafından genellik ilk ve en erken fark edilen belirtisi adet gecikmesidir. Her zaman hamileliğin mutlak bir işareti olmamakla birlikte, regl olmamak takip eden sürede önce kan tahlili ile ve sonra da idrarda gebelik testinin pozitif olmasıdır. Ancak adet gecikmesinin tek nedeni gebelik değildir, başka sebeplerden dolayı da adet gecikmesi yaşanabilir, sinir stress, yeme bozuklukları gibi bazı alışkanlıklarda gecikmeye sebep olabilmektedir.. Adet gecikmesinin tek sebebi gebelik olmamasına rağmen her adet gecikmesi durumunda ilk düşünülmesi gereken olan gebelik olmalıdır. Hamileliğin ilk belirtisi adet gecikmesidir.

Vajinal akıntı ve lekelenmeler ( Hamileliğin İlk Belirtileri )

Sperm ile yumurtanın döllenip embriyoyu meydana getirmesi erken gebelik belirtileri arasında sayılmaktadır. Bu evreye “implantasyon penceresi” denir ve embriyonun anne adayının rahmine tutunması manasına gelmektedir. İmplantasyon evresi beklenen regl gününden bir hafta önceye denk gelir. Bu tutunma evresinde az seviyede lekelenme kanamaları ve vajinal akıntı olmaktadır.

Kasıkta Sancı ( Hamileliğin İlk Belirtileri )

Hamileliğin İlk Belirtileri arasında kasık ağrısı da olabilmektedir, embriyonun anne adayının rahmine tutunması aşamasında hormonal değişimler olmaktadır. Regl ağrısına benzer kasık sancıları erken gebelik döneminde gözlenen belirtiler arasındadır. İstirahat etmek ve bol bol su içmek kasık sancılarını bir nebze dindirebilmektedir. Fakat şiddetli, dinlenme ile geçmeyen, kanamanın da eşlik ettiği kasık sancılarında doktorunuzla iletişime kurmanız sağlığınız için önemlidir.

Vücutta şişkinlik ve ödem ( Hamileliğin İlk Belirtileri )

Kadınların belirli periyotlarla düzenli olarak geçirdikleri regl döngülerindeki hormonal dalgalanmalar gebeliğin ilk döneminde en fazla düzeyde görülmektedir. Hızla yükselen gebelik hormonu HCG ve progesteron hormonunun etkileriyle vücutta su tutulmaktadır. Bu sebeple özellikle karın bölgesinde olmak üzere, tüm vücutta ödem oluşmaktadır.

Memelerde hassasiyet

Hamilelik süresince anneliğe hazırlanan tüm vücutta birçok değişim yaşanmaktadır. Hormonal uyarı sonucu, göğüslerde dolgunlaşma ortaya çıkmaktadır. Dokunmakla ağrı olması, üzerine yatamama ve memelerdeki hassasiyet erken gebelik döneminde yoğun biçimde yaşanan belirtilerden biridir.  Hamilelik belirtileri arasında aynı zamanda meme uçlarının etrafının genişlemesi ve kahve rengi yerlerin daha koyu bir renge dönmesi sayılabilir.

 

Halsizlik ve uyku durumu

Hamileliğin ilk 3 aylık döneminde artan progesteron hormonu marifetiyle gebe kişilerde pek çok değişim meydana gelir. Bu değişimlerden sık olarak görülenleri arasında halsizlik, yorgunluk ve uyku durumu vardır. 3. Aydan geçtikten sonra bu durumlar azalarak bitecek ve önceki halinize dönüş olacaktır.

Sık sık idrar yapma

Hamileliğin ilk başlarından itibaren doğuma kadar geçen sürede çok sık idrar yapma ihtiyacı olmaktadır. Ayrıca geceleri de tuvalete çıkma ihtiyacı artmaktadır. Hormon seviyelerindeki artış ve gebelik sebebi ile büyüyen rahim idrar kesesine (mesane) baskı yapmaktadır ve idrar kesesinin kapasitesi azalmaktadır. Diğer belirtilerde de bahsettiğimiz artan progesteron hormonu da idrar ihtiyacını arttırmaktadır.

Mide bulantısı ve Artan Koku Duyarlılığı ( Hamileliğin İlk Belirtileri )

Halk arasında en yaygın olarak bilinen, Hamileliğin İlk Belirtileri arasında mide bulantısı ve artan koku duyarlılığını sayabiliriz. Ancak yine de tek başına mide bulantısı hamilelik belirtisi olmayabilir. İlk gebeliğini yaşayan anne adaylarının %75 i mide bulantısı sorunu ile karşılaşabilmektedir. Mide bulantısı şikayeti, hamileliğin ilk 3 ayında en şiddetli şekilde yaşanmaktadır ve ara sıra kusmaya sebep olmaktadır , bu bulantının sebebi HCG hormonu ve östrojen artışı ile orantılı seyretmektedir. İkiz bebeklere hamile kalan kişilerde bulantılar fazla olmaktadır. Mide bulantıları, istifar ve kokuya hassasiyet durumu çoğu zaman 3 aydan sonra devam etmez. Öte yandan, bazı hamilelerde ise hamilelik süresi boyunca bulantı kusma şikayeti sürekli devam edebilmektedir. Bu bulantı ile ilgili doktorunuz bazı ilaçlarla bulantıyı yatıştırabilmektedir. Hamile kişiler bu koku hassasiyeti sebebi ile zaman zaman yemek yiyemez yada yemek yapamaz, evde yemek yapılmasına dahi katlanamaz. B6 vitamini eksikliği mide bulantısı sebepleri arasında yer alır. Sabahları yaşanan mide bulantıları, anne adayında su kaybına sebep olabileceği için bu dönemde beslenmeye daha fazla özen göstermek gerekiyor.

Hamilelik süresince meydana gelen koku hassasiyeti de bulantıyı tetiklemektedir. Daha çok sigara, parfüm, yemek, soğan ve ter kokuları gibi ağır kokular öğürme refleksini tetikleyerek mide bulantısı ve kusmaya sebebiyet vermektedir. Hamilelikte koku hassasiyetine östrojen hormonunun sebep olduğu tespit edilmiştir.

 

Ani Duygusal Değişimler

Anne adayları bu güzel ve bir o kadarda zorlu yolculuğuna başlarken bazı duygusal değişimler ve dalgalanmalar yaşayabilmektedir. Özellikle gebeliğin ilk 3 ayında ve son aylarında duygu geçişlerinin daha yüksek olduğu bilinmektedir. Hormonal değişikliklerin etkisiyle doğumda sonraki lohusalık döneminde de duygu değişimleri izlenmektedir. Alınganlık, ağlama isteği, sinirlilik, huysuzluk, depresyon hali, anksiyete, stres artışı en sıklıkla görülen duygusal dalgalanma durumlarıdır.

Baş Dönmesi ( Hamileliğin İlk Belirtileri )

Anne adaylarının vücudunda yaşanan değişimlere vücudun ayak uydurmaya çalışması esnasında meydana gelen rahatsızlıklardan bir tanesi de baş dönmesidir. Vücudun bebeği kabul etmesi ve alışması esnasında bazı hamilelerde baş dönmesi yaşanmaktadır. Vücutta yaşanan hormonal ve metabolik değişimlerde baş dönmesinde etkin sebepler arasındadır, doktor takibinin yapılması son derece önemlidir. Vitamin ve gıda takviyelerine ihtiyaç olabilmektedir.

Vücut ısısının artış göstermesi

Kadınlarda yumurtlama dönemindeki değişiklik gösteren hormonal seviyeler sebebi ile kişilerin vücut ısılarında 1 derece civarı bir artış gözlenir. Gebeliğin meydana gelmesi ile bu etki devam etmektedir. Bu sebeple ateş basmaları ve terleme gebeliğin bazı belirtileri arasında sayılmaktadır.

Gebelik dönemi kadın vücudunun göreceği en kapsamlı değişimleri yaşar. Hormonal, fiziksel ve psikolojik anlamda meydana gelen bu değişiklikler anne adayını adeta bu duruma hazırlar. Yukarıda bahsettiğimiz bu belirtiler dışında, normal olmadığını düşündüğünüz her çeşit durum için mutlaka doktorunuz ile görüşün, doktorunuzla konuşmanın daha faydalı olacağını unutmayın.

Mide Sorunları

Mide sorunları, hamilelik belirtileri arasında kendine yer bulabilmektedir. Gebelik nedeniyle salgılanan progesteron hormonu, besinlerin yemek borusundan daha yavaş ilerlemesine sebep olur. Bu sebeple gıdaların sindirilmesi ve midenin boşalması daha zor olabilmektedir.

Cilt Sorunları

Gebe kişilerin vücudunun bazı yerlerinde kahverengi lekelerin olması zaman zaman gebelik belirtisi olabilmektedir. Gebelik lekeleri genelde meme uçları, kasık bölgesi, karın ve göbek etrafında olabilmektedir. Bu lekelerin ne sebeple olduğu tam olarak bilinmese de hamilelik sürecinde vücudun salgıladığı östrojen hormonunun sebep olduğu düşünülmektedir. Hamilelikte ten renginde oluşan pigment değişiklikleri, gebelik maskesi olarak adlandırılmaktadır. Gebelik yaşayan kişilerin yaklaşık %70 ve 90 ı arasında böyle bir durum gözlenilebilmektedir. Gebelik cilt lekeleri, güneş ışığı veya diğer Ultra Viyole ışınlarının etkisinde kalındığında daha fazla artış olabilmektedir.

Gebelik sürecince sivilce, akne gibi durumlar 8. Haftanın devamında oluşan hormonal değişikliklerden ötürü ortaya çıkmaktadır. Nadir olarak ise vücutta çıkan sivilceler azalma eğiimi gösterebilmektedir.

Hamileliğin son 3 ayında ise karın bölgesinde hamilelik çatlakları oluşmaya başlayabilmektedir. Bu çatlaklar, özellikle karın bölgesinde olmakla beraber kol, bacak bölgelerinde de oluşabilmektedir. Gebelikte çatlak oluşumunu genetik faktörler de oldukça etkilemektedir ve bunları bütünüyle engelleyebilmek olanaklı değildir.

Sindirim Sorunları ve Kabızlık

Hamilelik işaretleri arasında kendine yer bulan başka bir rahatsızlık ise sindirim sistemi yavaşlığıdır. Sindirim sistemi yavaşlığı kabızlık sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bu yavaşlığın asıl sebebi ise büyüyen rahimdir. Büyüyen rahim bağırsakların son kısmına baskı yapmasından kaynaklıdır. Hamile olduğundan şüphe eden kişiler kabızlık rahatsızlığı için doktora başvurmadan müshil ve benzeri kabızlık ilaçları almamalıdır.

Baş Ağrısı Sorunları

Hamilelik döneminden evvel migren hastalığı olan anne adayları bu dönemde de baş ağrısı ile karşılaşabilmektedir. Migren hastalığı olmayan anne adayları ise hamileliğin ilk 3 ayında normal zamanlardan daha fazla baş ağrısı ile karşılaşabilmektedir. Gebelikte baş ağrısı, genelde gerilim tipi baş ağrısıdır ve hormon düzeylerindeki değişim, kaygı, endişe ve stres sebebiyle meydana çıkabilmektedir. Gebeliğin ilk 3 ayındaki baş ağrıları için ağrı kesici ilaçlar genelde öneri edilmemektedir. Gebelikte ilaç kullanmak, bebeğin fetal gelişimi açısından risk faktörü oluşturabilmektedir. Gebelik süresi içerisinde teşhis edilemeyen baş ağrıları ile beraber yüksek tansiyon, el ve ayaklarda ödeme sebep oluyorsa bir an önce doktora danışılmalıdır. Gebelikte baş ağrıları, hamileliğin 3. ayından sonra azalabilmektedir.

Burun Tıkanması

Gebelik süresi boyunca yükselen hormon düzeyleri ve kan üretimi, burundaki mukoza zarlarının çok kolay şişmesine, kurumasına ve kanamasına sebep olabilir. Bu sebeple de burun tıkanıklığı ya da burun akıntısını görülebilmektedir.

Ağızda Hissedilen Metalik Tat

Anne adayları genellikle gebeliğin erken zamanlarında ağızlarında metalik bir tat hissettiklerini söylerler. Bu metalik tat ağızda bir sürü bozuk metal para varmış gibi bir his oluşturur. Bu durum bazı yiyecekleri yenilip içildiğinde ya da gün boyunca herhangi bir zaman aralığında meydana çıkabilir.

Diş Eti Sorunları ve Kanaması

Gebelik süresi boyunca ortaya çıkan hormonal değişimler diş etlerini plaklara karşı daha savunmasız duruma düşürür, iltihap ve kanama sorunlarına yol açabilir. Hormonlardaki artış sebebiyle, diş etlerinin fırçalandığında ya da diş ipi ile temizlendiğinde iltihap ve kanama ihtimali daha fazla olacaktır.

Beyaz Akıntı Hamilelik Belirtisi mi ?

Farklı renkte olan akıntılar da hamilelik belirtisi olarak kabul edilmektedir. Beyaz renkte ve süt kıvamında olan bir akıntıdır. Normal ve görmeye alışkın olduğunuz bir akıntıdan farklı ve kolaylıkla ayırt edilebilen bir akıntıdır.

Akıntı gebelik belirtisi olarak dikkate alınsa da gebelik süresi boyunca kesilmeyebilir. Bunun başlıca sebebi ise vajinayı kaplayan hücrelerin artmaya başlamasıdır. Süt kıvamında olan beyaz akıntı nedeni de bu hücrelerde meydana gelen artıştırtan kaynaklanmaktadır.

 

Ketojenik Diyet Nedir? Diyet Listesi ve Haftalık Programı

Kekik Çayı Faydaları Nedir? Nasıl Demlenir? Nelere iyi Gelir? Zararları

Kekik Çayı Faydaları Nedir?

İnsanlar internette günler binlerce defa kekik çayı faydaları nedir sorusunun cevabını aramaktadır. Yazımızda sizler için birçok soruya cevap vereceğiz. Kekik çayı faydaları nelerdir, kekik çayı nasıl demledir, nelere iyi gelir vs. Kekik çayı Kanser, Bronşit ve daha birçok Sayısız Faydasıyla Her Eve Girmesi Gereken bir içecektir. Kekik misler gibi kokusuyla yemeklerimizi tatlandırmaktadır. Çorba, et, mangal, tavuk hepsinde kullanılıyor.

Kekik çorak arazilerde yetişir ve güneşli bölgeleri sever. 350 ye yakın farklı çeşidi bulunan bir bitki olan kekiktin faydalarını da sayarak bitiremeyiz. Kekik bitkisinden çay ve yağ elde ediliyor.

Şimdi asıl konumuza dönecek olursa çok rahat bir şekilde hazırlayabileceğiniz kekik çayı ve sağlımıza olan katkılarından bahsedeceğiz. Zira mis kokulu ve lezzetli bu çay düzenli içildiğinden mucize gibidir.

Gelin “Kekik çayı evde nasıl yapılır?”, “Kekik çayının faydaları nelerdir?” sorularına birlikte yanıt arayalım.

 

Kekik Çayı Nasıl Demlenir?

Kekik Çayı Faydaları

Aşağıdaki tarifi kurutulmuş ve taze kekikten hazırlayabilirsiniz, kekik çayı tarifi evde kolayca yapabilir.

Kekik Çayı İçin Malzeme Listesi:

  • 2 tatlı kaşığı kurutulmuş ve ince kıyılmış kekik yada taze kekik
  • 2 su bardağı içme suyu

Kekik çayı nasıl hazırlanır? Kekik çayı tarifi..

  • Suyumuzu ve kekiklerimizi evimizde Cam Demlik Varsa içine koyalım.
  • Ocağa koyduğumuz demlikteki su kaynayana kadar bekleyelim, kaynadıktan birkaç dakika sonra ocağın altını kapatalım.
  • 5 dakika kadar çayın demlenmesini bekleyin, ardından süzgeçten geçirerek içebilirsiniz.
  • isterseniz tatlandırmak için limon ve nane de ekleyebilirsiniz.

Kekik çayını günde 2 bardaktan fazla olmayacak şekilde tüketebilirsiniz. Bir diğer önemli konu ise kekik bitkisinin içindeki etken madde olan eterli uçucu yağın kaybolmaması için bir daha yeniden kaynatmamanız.

Kekik Çayı Neye İyi Gelir? Hangi hastalıkları hafifletir..

Bir başına bir hayli faydası olan kekiğin çay olarak demlenerek içilmesinin de sıhhatimize çok ama çok faydası var. Bu yararların en önemli ve göze çarpanlarını sayacağız;

Öksürük, bronşit, soğuk alğınlığı gibi üst solunum yolu sisteminizi etkileyen  hastalıkları iyileştiriyor

Kekik çayı bronşları açarak astımdan bronşite kadar birçok hastalık üzerinde iyileştirici tesiri bulunuyor. Özellikle öksürük, soğuk algınlığı gibi kış hastalıklarında gayet etkili bir içecektir.

Yemek yedikten sonra oluşan hazımsızlığı önlüyor

Bağırsak yolundaki mukozayı ortadan kaldırmaya destek olan kekik çayı özellikle yemeği fazla kaçırdığınız zamanlarda yaşanan o rahatsız edici şişkinliği önlemek için birebir. Yemekten sonra içeceğiniz bir bardak kekik çayı hazımsızlığı ve şişkinliği yaşamanızı engelleyecektir.

Romatizma ağrılarına iyi geliyor

Özellikle bacaklarda sezilen romatizma ağrılarından şikayetçiyseniz kekik çayı adale kasılmalarını engelleyecek ve ağrılarınızı biraz olsun dindirecektir. Ayrıca kekik çayı burkulmalara da iyi geldiği söylenmektedir.

Kekik Çayı Kolon Kanseri Konusunda Tam Bir Savaşçı

Bağırsak gazlarına ve bağırsaklardaki solucanlara karşı tesirli olan kekik çayı bağırsaklarda yaşanan ağrı ve kramplara çözüm oluyor. Kansere, özellikle de bağırsak kolon kanserinde iyileştirici tesiri olduğu söylenmektedir.

Gargara yapıldığında ağız kokusunu engelliyor, diş eti hastalıklarına iyi geliyor

Kekik çayını içmek yerine gargara olarak da kullanabilirsiniz. Diş ve diş eti hastalıklarına karşı önlem olabilir. Kekik çayı gargarası özellikle ağız kokusunun engellemek için doğru bir tercih olacaktır.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için: KEKİK ÇAYI

İçerisinde bolca A ve C vitamini bulunduran kekik bitkisi düzenli içildiğinde bağışıklık sistemini ciddi şekilde kuvvetlendiriyor. Özellikle sık sık hasta oluyorsanız kekik çayı aradığınız çözüm olabilir.

Bunalım ve Depresyonu önlüyor, anksiyeteyi azaltarak kişiyi ruhsal olarak hafifletmeyi sağlıyor

Melisa, papatya, biberiye, sarı kantaron çayı gibi yatıştırıcı tesiri olan bitki çaylarından biri olan kekik çayı dopamin ve serotonin seviyelerini yükseltiyor, aynı zamanda kapsadığı karvakrol sayesinde kişinin ruh halini iyileştiriyor, gevşetiyor.

Cilt problemlerine iyi geliyor

Birçok kozmetik ürününün formulünde bulunan kekik cilt sağlığı için de çok değerlidir. Direkt olarak cilde uygulandığında akne gibi cilt problemlerini iyileştiriyor. Ayrıca ılıtılmış kekik çayına batırılan bir pamuk parçasını göz altı bölgelere uyguladığınızda gözlerdeki şişkinlik ve yorgun görünümden kurtulabilirsiniz.

Adet ağrılarını hafifletiyor ve adet dönemini düzene sokuyor

Regl dönemleri çok ağrılı geçen bayanların da imdadına yetişen kekik çayı krampları azaltıyor ve adet dönemini daha rahat ve kolay geçirmenizi sağlıyor. Aynı zamanda adet döngüsünü de düzene soktuğu biliniyor.

Kekik Çayının Zararları

Kekik çayı çok fazla içildiğinde bazı yan etkilere sebep olabilmektedir. Kekik çayını içmeden önce uzmanlara mutlaka danışılmalıdır.

Gebelik döneminde içilen kekik çayı düşük riskini artırabilir.

Yüksek tansiyonu olan hastaların kullandıkları ilaçların etkilerini düşürebilir.

Mide bulantısı veya ishal sorunlarına yol açabilir. Kusma olması durumunda, uzman doktorlarla mutlaka görüşülmelidir.

Kronik rahatsızlığı olanlar, gebeler, emziren anneler, yaşlılar ve çocuklar kekik çayı içerken daha dikkatli olmalıdır.

 

 

SORU – CEVAP

SORU: Kekik çayı adet söktürürmü

CEVAP: Kekik çayının adet söktürücü ve düzenleyici etkisi olduğu söylenmektedir.

__________________________________________________________________

SORU: Kekik çayı içip adet olanlar var mı

CEVAP: EVET. Kekik çayı içip adet olanlar ve adet düzenleyenler vardır.

__________________________________________________________________

SORU: Taze kekik faydaları nelerdir?

CEVAP: Kekik antiseptik ve antibiyotik özellikleri, öksürük ve bronşit gibi solunum ve soğuk algınlığı ve boğaz ağrısı gibi solunum yolları için etkilidir.

__________________________________________________________________

SORU: Kekik çayı aç mı tok mu içilir

CEVAP: Kekik çayının aç olarak içilmesi tavsiye edilmektedir.

__________________________________________________________________

SORU: Kekik suyunun cilde faydaları nelerdir?

CEVAP: Cildi temizlemek arındırıcı etki gösterir. Makyaj kalıntılarının, kir ve yağın arındırılmasına yardımcı olur. Aynı zamanda anti bakteriyel özellikleri sayesinde ciltteki patojen bakterilerin yok edilmesini destekleyerek sivilce ve akne oluşumunun önüne geçilmesini sağlayabilir.

__________________________________________________________________

SORU: Kekik çayı zayıflatır mı?

CEVAP: Kekik çayının zayıflatıcı etkisi olduğu söylenmektedir. En doğrusu bir diyetisyen ile görüşmektir.

__________________________________________________________________

Keto Diyeti Nedir? Ketojenik Diyet Nedir? Diyet Listesi ve Haftalık Programı

İnternet Kullanıcıları bugünlerde sık sık Keto Diyeti nedir yada Ketojenik Diyet Nedir? Diyet Listesi ve Haftalık Programı konusu hakkında arama yapıyor çünkü bu diyet artık çok popüler.

keto diyeti nedir

Keto Diyeti Nedir? veya diğer adıyla Ketojenik diyet nedir; yüksek miktarda yağ, düşük miktarda protein ve düşük miktarda karbonhidrat içeren bir beslenme biçimidir. Kalorisi ve toplam sıvı içeriği kişinin günlük gereksiniminin yüzde 80’ini karşılayacak oranda sınırlandırılmıştır.

Ketojenik oran (KO), beslenme içeriğindeki yağın, protein ve karbonhidrat toplamına oranlanması olarak hesaplanmaktadır ve tipik ketojenik diyet (KD) için 4 te 1 oranındadır. Oranlar 3 ya da 4 g yağa 1 g proteinle beraber karbonhidrat olacak biçimde oranlanır (3 te 1 veya 4 te 1). Ketojenik oran ne kadar fazla olursa ketozis ( yağ yakımı ) o kadar çok olmaktadır. Süt çocukları ve ergenlik çağındaki çocuklar gibi protein gereksinimi yüksek ya da yan etki sebebiyle diyeti iyi uygulayamayan hastalarda 3 te 1 veya 2 de 1 gibi daha düşük oranlar uygulanabilir.

Ketojenik oranı 4 te 1 olan diyette, günlük kalorinin yüzde 90’ı yağlardan, yüzde 7’si proteinden ve yüzde 3’u karbonhidratlardan temin edilmektedir. En sık kullanılacak olan yağ kaynakları tereyağı, krema, sıvı yağlar ve mayonezdir. Keto Diyeti Nedir sorusunu açıklamaya devam ediyoruz.

Ketojenik Diyete Başlama Aşaması

Ketojenik Diyet geleneksel olarak açlık döneminden sonra başlanır, Karbonhidrat ( KH ) içeren sıvılar içirilmez ve kan şekeri gözlemlenir. Açlık 12 saatten 48 saate kadar arttırılabilir idrar ketonları yeterince artana kadar fakat çocuklarda 72 saate kadar uzatılmamalıdır. Hipoglisemi, asidoz, bulantı, istifar, dehidratasyon, letarji oluşabileceği için çoğu sağlık merkezi hastayı yatırır, bu şekilde hastanede aile eğitimi daha yoğun bir biçimde yapılabilir ( evde öğünlerin hesaplanması, tartılması, düzenlenmesiyle ilgili). Hastanın yağ artışını tolere edebilmesi için diyet 1e1, 2ye1, 3e1 ve 4e1 olarak günlük artış olacak biçimde yapılır. Keto Diyeti Nedir kimler uygulamalıdır sorusunun cevabı yazımızın devamındadır.

Ketojenik Diyeti Kimler Uygulamalı ?

Ketojenik diyet; yetişkin epilepsi hastası kişilerde tavsiye edilmemektedir. İlaca dirençli epilepsi hastalığı olan çocuklarda ek tedavi olarak ketojenik diyet tavsiye edilir.

Diyet her çocuğun günlük enerji, protein ve sıvı gereksinmesini karşılayacak şekilde çocuğun yaşı, boyu ve kilosuna göre hazırlanır. İki ya da üç ilaca yanıtsız olan epilepsi hastaları İDE olarak tanımlanır. İDE’de çıkarılabilecek epileptik odak var ise epilepsi cerrahisi en iyi tedavidir, ancak böyle bir şansı olmayan çocuklar için Ketojenik Diyet en doğru tedavi alternatifi olabilir. Ketojenik Diyete başlamadan evvel psikososyal olarak ailenin hazır olduğunun belirlenmesi iyi olur. Ailenin çocuğuna Ketojenik Diyet uygularken görevini anladığından emin olması gerekmektedir.

Ketojenik Diyette Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar Nelerdir?

Dengeli diyetsiz bir beslenme düzeninde vitamin ve mineraller yeterli olurken Ketojenik Diyette meyve, sebze, tahıllar ve kalsiyum içeren gıdalar sınırlanmış olduğundan vitamin ve mineral takviyesine ihtiyaç vardır. Ketojenik Diyette kalsiyum ve D vitamini yeterli değildir ve epilepsili çocuklarda da D vitamini düzeyleri düşüktür bu sebeple hem D vitamini hem de kalsiyum takviyesine ihtiyaç vardır. Çinko, bakır, selenyum ve fosfor düşük saptanırsa takviye edilir, normalse standart multi vitamin olarak verilir. Karbonhidratı hiç olmayan ya da daha az miktarda olan multi vitaminler verilmelidir.

YAN ETKİLER

  • Kabızlık
  • Kemik erimesi ( osteoporoz )
  • Asidoz ( kan pHdeğerinde düşme )
  • Kolesterolün yükselmesi
  • Böbrek taşı yapması
  • Karnitin eksikliği

Metabolik anormallikler Ketojenik Diyetin küçük yan etkileridir, hiperürisemi, hipokalsemi, hipomagnezemi, amino asit düzeylerinde düşme ve asidozu içerir. Gastrointestinal bulgular istifra, konstipasyon, diyare ve karın ağrısı -50 çocukta olabilir. Ketonejik Diyetin yağlardan zengin olan içeriği gastrik boşalma zamanını uzatarak kusmaya sebep olabilir. Konstipasyon fibrilden yoksul yiyecek alımına bağlı olabilir. KD ( KEtojenik Diyet ) oranının 3 te 1 olması 4 te 1’e göre çok daha iyi tolere olabilir. Ketojenik Diyet Nedir

MUTLAK KURALLAR

Diyet listesi haricinde başka bir yiyecek tüketilmemelidir. Diyet listesindeki porsiyonlara doğru uyum için gıdaların mutlaka tartılması gerekir. Yemek tabağındaki tüm gıdalar silikon spatula ile sıyırılmalıdır Yemek saatleri atlanmadan zamanında yenmelidir. Günlük alınması gerekli olan sıvı miktarının tüketilmesine özen gösterilmelidir.. Aile bireyleri çocuğun yanında başka gıdalar tüketmemelidir. Doktorunuzun bilgisi olmadan her hangi bir ilaç kullanılmamalıdır. Yenilen gıdalar gizli karbonhidrat barındırabilir, etiket bilgilerini çok dikkatli okunmalı ve beslenme uzmanından bilgi alınmalıdır.

Keto – Ketojenik Diyet Listesi Ketojenik Diyet Nedir

Ketojenik diyet listesi oldukça sade ve sınırları belli olan bir listedir.

Yenmesi ve içilmesi serbest olan gıdalar aşağıda listelenmiştir. Ketojenik Diyet Nedir

Serbest yiyecekler kalorisiz, öğünler arasında atıştırmalık olarak tüketilecek yiyeceklerdir.

 

  • Tatlandırıcılar
  • Kalorisiz ve karbonhidratsız olmalıdır.
  • Sıvı sakarin ürünleri: Sweet’N Low, Sweet10
  • Karbonhidratsız ve kalorisiz Stevia tozlar veya sıvılar: Stevia tozu ve sıvı özleri-NowFoods (Splenda sıvıları)

İçecekler

Çocuğunuz için tavsiye edilen miktarda içecek veriniz.

  • Su veya buz parçaları
  • Yukarıdaki tatlandırıcılarla tatlandırılmış su
  • Cola Zero
  • Soda ( sade )
  • Lipton Ice Tea Light ( Şeftali ve Limon Aromalı Olanlar )
  • Çamlıca Gazoz Light
  • Uludağ Şekersiz Limonata
  • Dimes limonata şekersiz
  • Fruitshoot (portakallı, elmalı, yaz meyvalı, elma ve kuş üzümlü)NOT: ‘’ Bu sayfada adı geçen markaların ketojenik diyet ile sağlanan faydalı etkiyi olumsuza çevirecek gizli karbonhidrat içermediği araştırılıp, np hasstanesi tarafından tespit edilmiştir. Benzer markaların ise, bu bakımdan etkisi np hastanesi tarafından herhangi bir biçimde kontrol edilmemiş olup, bu ürünlerin tercih edilmesi halinde ketojenik diyet ile sağlanan faydalı etkiyi olumsuza çevirecek herhangi bir gizli karbonhidrat içerip içermediğinin kontrol edilmesi gerektiğini hatırlatırız.’’ (literatürden alıntı)

 

Haftalık Diyet Listesi: Keto Diyeti Nedir

Pazartesi Günü :
Kahvaltı: 1 yada 2 dilim yağlı beyaz peynir, 10 adet siyah zeytin, domates, salatalık, dört bütün ceviz ve sınırsız yeşil salata
Öğlen: 150 gr tavuk eti / kırmızı et/ balık yanında yeşil salata, içine 1 adet taze limon suyu ve 3 yemek kaşığı zeytinyağı
Akşam: 150 gr hindi füme, beş adet bütün ceviz, sınırsız salata, içine 2 yemek kaşığı zeytinyağı

Salı Günü:
Kahvaltı: 2 adet tereyağlı sahanda yumurta, 10 adet yeşil zeytin, domates salatalık, 1 avuç yer fıstığı
Öğlen: 150 gr sotelenmiş tavuk eti, yeşil yapraklı salata ayrıca 2 yemek kaşığı zeytinyağı ve limon suyu
Akşam: 1 kutu konserve ton balıklı salata ve 1 yemek kaşığı zeytin yağı

Çarşamba Günü:
Kahvaltı: 1 adet avokado, 2 dilim yağlı beyaz peynir, 5 adet ceviz ve sınırsız yeşil salata
Öğlen: 200 gr kuzu pirzola, bir avuç kırmızı orman meyvesi
Akşam: 150 gr haşlanmış hindi, yeşil yapraklı sebze ve 2 yemek kaşığı zeytinyağı ayrıca 1 avuç kabak çekirdeği

Perşembe Günü:
Kahvaltı: 1 fincan sade kahve içine 1 çay kaşığı tereyağı
Öğlen: 200 gr dana antrikot, yeşil yapraklı sebze ve 2 yemek kaşığı zeytinyağı
Akşam: 1 kutu konserve ton balığı ve yeşil yapraklı sebze içine 1 yemek kaşığı zeytinyağı ve limon

Cuma Günü:
Kahvaltı: 1 adet haşlanmış yumurta, 1 adet avokado, 1 dilim kaşar peyniri
Öğlen: Bir porsiyon sade döner (lavaş ve pilav yenmeyecek), yeşil yapraklı salata, 1 yemek kaşığı zeytinyağı
Akşam: 150 gr haşlanmış hindi ve 1 avuç kabak çekirdeği

Cumartesi Günü:
Kahvaltı: 2 dilim arzu ettiğiniz çeşit peynir, 10 adet siyah zeytin, 5 tane ceviz içi, sınırsız yeşil yapraklı sebze
Öğlen: Tereyağında pişmiş dana bonfile, sınırsız yeşil yapraklı salata + 2 yemek kaşığı zeytinyağı ve limon
Akşam: Izgara köfte, salata + 1 yemek kaşığı zeytinyağı + ayran ( hazır ayran olmamalı )

Pazar Günü :
Kahvaltı: Menemen, 2 dilim peynir, 10 adet yeşil zeytin, 5 tane ceviz içi
Öğle: Somon ızgara, sınırsız yeşil yapraklı sebze, 1 yemek kaşığı zeytinyağı ve limon
Akşam: Fırında tavuk, yeşil yapraklı salata + 2 yk zeytinyağı + 1 avuç çiğ badem

Kilo Aldıran Yiyecekler ve Besinler Nelerdir?

Kilo Aldıran Yiyecekler ve Besinler Nelerdir? Neler hızlı kilo aldırır? Çabuk kilo almak için ne yemeli?  Hangi içecekler kilo aldırır? Sebze yemek kilo aldırır mı? Soruları sık sık internette aranmaktadır. Kilo vermek isteyen kişiler kadar kilo almak isteyen kişilerin sayısı da bir hayli fazla. Sizler için sağlıklı kilo almanın püf noktalarını bir araya getirdik.

Kilo Aldıran Yiyecekler

Kilo almakta güçlük çekenlerin yaptığı hatalardan biri sağlıksız yiyecekler tüketip kilo alacaklarını düşünmeleridir. Bu yazıyı okuduktan sonra daha sağlıklı yollarla kilo aldıran yiyecekleri öğrenebileceksiniz. ( Kilo Aldıran Yiyecekler )

Ülkemizde ve Dünyada obezitenin hızla artması sorununa karşı kilo alamamak da önemli sağlık sorunlarından biri haline gelmektedir. Genetik bir sorun olabileceği gibi psikolojik olarak da gelişebilen yeme sorunları sonucu da ortaya çıkan zayıflık pek çok sağlık sorununu da yanında getirmektedir.

 

  • Kırmızı Et : Demir, çinko ve protein açısından bir hayli zengin olan kırmızı etin kansızlık, anemi gibi sağlık problemleri yaşayanların yemesi uzmanlar tarafından öneri edilmektedir. Kırmızı et, çoğu hastalığa karşı koruyucu etkilere sahip olması ile de bilinir.
  • Fıstık Ezmesi: Fıstık ezmesi bünyesinde yüksek oranda yağ ve kalori barındırır. Bu oranın yüksekliği fıstığın zararlı ve sağlıksız bir besin olduğu anlamına gelmez. Fıstık ezmesi 1890 senesinde etteki proteine alternatif olarak üretilmiştir. Harika bir protein kaynağı olan fıstık ezmesini özellikle sporcular çok sık tüketmektedir. Fıstık ezmesi içerdiği yağ miktarı ile zeytinyağına eştir. Fıstık ezmesindeki doymamış yağlar kötü kolesterolü düşürür. ( Kilo Aldıran Yiyecekler )
  • Süt ve Süt Ürünleri: Yüksek kalorisi ve besin değerleri (  protein, kalsiyum vs. ) ile tam yağlı süt ve süt ürünleri kilo almaya yardımcı olan besinlerdendir.
  • Tam Tahıllı Unlu Mamuller: Tam tahıllı gıdalar zengin bir karbonhidrat kaynağıdır ve beslenme alışkanlığınızda önemli bir yere sahip olmalıdır. Uzun süreli enerji kaynağı olan tam tahıllı gıdalar barındırdıkları vitaminlerle kilo almanıza yardımcı olurlar.
  • Bitkisel Yağlar: Öğünlerinizde zeytinyağı, fındık yağı, ceviz yağı, hindistan cevizi yağı yemeklerinizde ve salatalarda kullanılarak öğünlerinizin kalori miktarını arttırmak için tüketilebilir.
  • Patates: Patates muhteşem bir enerji kaynağıdır. Yoğun miktarda nişasta, vitamin ve mineral içermektedir. C vitamini açısından da çok zengin olan patates hemde B vitamini ve potasyumu çok miktarda içerir. Diğer mineraller açısından da zengin olan patates enerjinizi yükseltir.

KURUYEMİŞ VE MEYVELER

  • Kuruyemiş: Fındık, fıstık, ceviz, badem, kaju, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, antep fıstığı gibi yağlı tohumlar ve kuru kayısı, kuru incir, kuru erik, kuru elma, kuru ananas, kuru portakal gibi kuru meyveler ara öğünlerde hem kilo almaya yardımcı olur ayrıca da daha sağlıklı atıştırmalıklardır. özellikle ay çekirdeği içerdiği yağ oranı ile kilo almanızı destekleyecektir.
  • Meyveler: Tropikal meyveler yüksek oranda enerji ve kalori içerir. Özellikle mango, muz, ananas ve avokado gibi meyveleri örnek verebiliriz. Tropikal meyvelerin beraberinde üzüm, incir, kayısı gibi meyveler özellikle kuru olarak tüketildiklerinde yüksek enerji içermektedir. Çilek, yaban böğürtleni karadut gibi meyveler ve karpuz, kavun gibi yüksek şeker içeren meyveler kilo alma konusunda etkilidir. Meyvelerden üretilen reçel, komposto ve marmelatlar da kilo aldırıcı olarak öğünlerinizde yer alabilir.

DİĞER SAĞLIK KATEGORİSİ YAZILARIMIZ İÇİN TIKLAYINIZ.

Dış Basur Memesi Kendiliğinden Geçer Mi? Basur Nedir? Basur Tedavisi…

Dış Basur Memesi Kendiliğinden Geçer Mi? Basur Nedir? Basur Tedavisi…

Dış basur memesi kendiliğinden geçer mi ?

Dış Basur Memesi Kendiliğinden Geçer Mi

Günümüzde oldukça yaygın bir halde görülen ve halk içinde basur olarak da malum hemoroid; makatta görülen ve genellikle nedeni belli olmayan damar genişlemesidir. Yetişkinlerin yaklaşık dörtte birinde görülen bu hastalık her vakit alemet göstermese de bazı hastalarda yaşamını etkileyecek şiddette ağrıya neden olabilmektedir. Dış Basur Memesi Kendiliğinden Geçer Mi? Basur Nedir? Basur Tedavisi soruları hakkında detaylı cevapları vereceğiz. Hastalığın yaygın olarak görülmesi sebebiyle çoğu şahıs hemoroid nasıl tedavi edilir şeklinde araştırma yapmaktadır. Günümüzde bu hastalığın tedavisinde bir çok farklı yöntem uygulanmaktadır. Cerrahi operasyonların yanı sıra hastalığın ilerlemediği vakalarda evde tedavi şekilleri de müessir olmaktadır. Hemoroide ne iyi gelir sorusunun da cevabı olan bu yöntemler ve hastaların yaşam tarzlarında yapacakları küçük değişimler yardımıyla hemoroid test dibine alınmaktadır.

Dış Basur Memesi Kendiliğinden Geçer mi sorusunun cevabı değişmektedir, geçip geçmemesi kişinin rahatsızlığının seviyesine bağlıdır, ilerlemiş rahatsızlıklarda geçmeyebilir. Hasta kişiler dış basur memesi çıktıktan sonra beslenme düzenlerine çok etmelidirler.

 

Hemoroid (basur) nedir?

Rektum ve makat çevresinde bulunan damarların tıpkı bacaklarda ortaya çıkan varis gibi şişmesiyle oluşan rahatsızlık, hemoroid nelerdir sorusunun da cevabıdır. Mayasıl veya basur gibi isimlerle de malum rahatsızlık, makat bölgesindeki damarların genişlemesi nedeniyle çevrede bulunan dokuların sarkması ile karakterizedir.özellikle yaşa bağlı olarak görülme sıklığı artan hemoroid neden olur sorusu çoğu bireyin hastalıkla ilgili araştırma yaptığı noktalardan biridir. Sağlıklı bireylerin makat bölgesinde dışkılamayı tutmayı elde eden bir doku bulunmaktadır. Hemoroid hastalarında ise damarlarla kaplı bu doku varis benzer biçimde şişerek dışarıya doğru sarkma göstermektedir. Bu damar şişmeleri ve doku sarkmalarının sebebi tam olarak bilinmese de bazı faktörlerin bu hastalığın ortaya çıkmasında etkisi bulunmaktadır:

  • Kronik kabızlık ve ishal,
  • Gebelik,
  • Ileri yaş,
  • Sürekli oturur vaziyette vakit koymak,
  • Egzersizden uzak yaşam tarzı,
  • Bisiklet sürmek gibi spor aktiviteleri,
  • Aşırı alkol yahut baharatlı yiyecekler tüketmek,
  • Genetik yatkınlık.

Hemoroid, yerleşim yerine göre iç ve dış hemoroid olmak üzere ikiye ayrılmaktadır:

Iç hemoroid nedir?

Internal hemoroid olarak da malum iç hemoroid anüsün ve rektumun derin ve iç bölümlerinde ortaya çıkan hemoroid türüdür. Genellikle gözle görülemeyecek bir noktada oluşan damar şişmeleri, bu bölgede sinirlerin yoğun olmamasından dolayı hastalar tarafınca çoğu vakit hissedilmemektedir. Bu anlamda, iç hemoroidin en önemli belirtisi ağrsıcaklıkz kanamalardır. Iç hemoroid belirtileri içinde en önemlisi dışkılama esnasında görülen kanamadır. Bununla birlikte dışkılama esnasında bu dokular dışarı çıkabilmekte ve yalnızca bu durumda acı ve ağrıya niçin olabilmektedir.Iç hemoroidler dokuların sarkmasına göre dörde ayrılmaktadır:

1. Safha: çok yoğun olmayan kanamalar görülen bu evrede dokular dışkılama sırasında anüs arasında hareket halinde olsa da eski haline dönmektedir. Dokuların dışarı çıkmaması sebebiyle hemoroid yalnızca rektoskopi yöntemiyle imajlenmektedir.

2.Safha: bu evrede dokular hastaların dışkılama esnasında ıkınması sebebiyle dışarı çıkmakta ama dışkılama hemen sonra içeri girmektedir. Hastalarda, küçük kanamalar ve dışkılama sonrası hafifçe ağrı şeklinde belirtiler görülmektedir.

3. Safha: dışkılama sırasında anüs dışına çıkan doku dışkılama daha sonra elle müdahale olmadığı sürece içeri girmemektedir. Kanama ve kaşıntıların yanı sıra memelerin dışarıda kalması cevabında ıslaklıklar da görülmektedir. Dışkılama sırasında ve ondan sonra ağrı hissi olabilir.

4. Safha: hemoroid evreleri arasında en şiddetli ağrı ve kanamaların görüldüğü bu evrede hemoroid memesi olarak da bilinen hemoroid pakeleri anüsten dışarı çıkmakta ve elle müdahale edildiğinde dahi pakeler tekrar dışarı çıkabilmektedir. Bazı durumlarda bu memeler içeri hiç girmemektedir. Bu evrede yoğun kanama, kaşıntı, ağrı ve akıntı görülebilmektedir.

Dış hemoroid nelerdir?

Anüsün dış çevresinde görülen ve burada bulunan yoğun sinirler nedeniyle hastalar tarafından ağrı hissedilen ve gözle görülen hemoroid türü eksternal veya dış hemoroid olarak adlandırılır. Ağrı, kaşıntı ve kanama şeklinde belirtilerin görüldüğü dış hemoroid semptomların şiddetine nazaran tedavi edilmektedir. Dışkılama esnasında bu belirtilerle karşılaşan çoğu kişi ise dış hemoroid kendiliğinden geçer mi şeklinde araştırma yapmaktadır. Kanama ve ağrıların düşük ölçüde olduğu vakalarda ömür biçimında yapılan değişimler basurun kendiliğinden geçmesini sağlamaktadır. Bu dönemde hemoroidin belirtilerini artıran kabızlığın yaşanmaması da önemli noktalardan biridir. Dış Basur Memesi Kendiliğinden Geçer Mi

Hemoroid (basur) hastalığı nasıl anlaşılır?

Yerleşim yerine nazaran oldukça ağrılı bir hastalığa dönüşebilen hemoroid günümüzde yetişkinlerde yaygın olarak görülen hastalıklardan biridir. özellikle yaşla birlikte görülme muhtemellığı artan hemoroid iyi mi anlaşılır dört gözle beklenen noktalar arasında bulunmaktadır. Iç ve dış hemoroid olarak ayrılan rahatsızlık genel hatlarıyla anüstehissedilen ağrı ve kanamalarla karakterizedir. Anüsün içinde ortaya çıkan şişlikler çoğu zaman kanama dışında alemet göstermemektedir. Bu yüzden, hemoroid en net şekilde kanamalardan anlaşılmaktadır.Anal çatlaklardan meydana gelen rektal kanamalar ve ağrılar hemoroidle karıştırılmaktadır. Bundan dolayı, anüs çevresinde bu emareler görüldüğünde bir sağlık kurumuna başvurmak gerekmektedir.

Hemoroid emareleri ( Dış basur memesi kendiliğinden geçer mi ? )

Hastalığın yerleşim yerine ve evresine gore hemoroid emareleri değişiklik göstermektedir. Hemoroid kanaması hastalığın en sık görülen emaresidir. Bununla birlikte hastalar farklı semptomlardan da şikayetçi olabilmektedir:

  • Dışkıda aleni kırmızı renkte kanama,
  • Kaşıntı,
  • Ağrı,
  • Anüs çevresinde akıntı ve ıslaklık,
  • Anüs çevresinde ağrılı şişlik.

Bu belirtilerin birtakımları hemoroid kaynaklı olmayabilmektedir. Rektum kanseri, sindirim sistemi problemleri şeklinde hastalıklarda da bu belirtiler görülmektedir.

Hemoroid hastalığı nasıl tedavi edilir? ( Dış basur memesi kendiliğinden geçer mi ? )

Anüs ve rektum muayenesinin ardından tanısı konan hemoroid, hastalığın türüne müsait olarak çeşitli yöntemlerle tedavi edilmektedir. Bu yöntemler arasında medikal devalar ve cerrahi opersyonların yanı sıra hastaların yaşam tarzlarında yapacakları değişiklikler de bulunmaktadır.

Dış hemoroid tedavisi çoğu zaman belirtilerin şiddetine göre şekillenmektedir. şiddetli ağrı ve kanama görülmeyen hastalarda bu belirtiler kendi kendine yok olabilmektedir. Bu yüzden, uzman doktorlar semptomlara gore tedavi planı oluşturmaktadır.

Erken dönem hastalarda ise öncelikle hemoroide neden olan rahatsızlıkların giderilmesi amaçlanmaktadır. Kabızlığın giderilmesi için lifli gıdalar tüketmek, çok fazla ayakta kalmamak ve gün içinde bol su içmek kolaylıkla uygulanabilecek yöntemlerdir.

Dış hemoroidi olan ve hemoroid memesi nasıl geçer şeklinde araştırma yapanlar da bu yöntemleri uygulayabilmektedir. Belirtileri hafifleten yöntemlerden biri de oturma banyosudur. çoğu zaman ılık su içinde belli bir süre oturmak yalnızca başlangıç seviyesindeki hemoroidlerde değil şiddetli belirtilerin hafifletilmesinde de etkilidir.Semptomların hafifçe olduğu i. Ve ii. Aşama hastalarda özellikle kabızlığın giderilmesinde ve dışkılama sonrası ağrıların azaltılmasında hemoroid devaları da kullanılmaktadır. Oral yolla alınan hapların yanı sıra ağrılı bölgeye uygulanacak pomat ve hemoroid fitil çeşitleri de müessir olmaktadır. özellikle belirtilerin kendiliğinden geçmediği hastalarda hemoroid kremi, fitil ve kremler tedavinin önemli parçalarıdır.Bu yöntemlerden cevap alınamayan durumlarda girişimsel yöntemler ve cerrahi operasyonlar uygulanmaktadır. Band ligasyon olarak da malum bant ile bağlama tekniği iç hemoroidlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemle kanama belirtisi gösteren ve anüsten dışarı sarkan pakeler bağlanmaktadır. Bu bağ birkaç gün arasında hemoroid memesiyle birlikte düşmekte ve bölge birkaç hafta arasında iyileşmektedir.Enjeksiyon olarak da malum skleroterapi yönteminde ise genişlemelerin ve dışarıya doğru sarkmanın önüne geçmek amacıyla damar içine sıvı enjeksiyonu gerçekleştirilir.

Hemoroid tedavisini hangi bölüm yapar? ( Dış basur memesi kendiliğinden geçer mi ? )

Dışkılama esnasında kanama ve anüs çevresinde ağrı şeklinde semptomlardan muzdarip olanlar öncelikle hemoroidden şüphelenmektedir. Bu nedenle, bu belirtileri gösteren çoğu şahıs hemoroid hangi bölüm tarafından tedavi edilir şeklinde inceleme yapmaktadır. Basur tedavisi genel cerrahi bölümü tarafından yapılmaktadır. Kanama, ağrı ve kaşıntı şeklinde şikayetlerde hastalar genel cerrahi kısmınden randevu alarak muayene olabilmektedir.

Hemoroid ameliyatı

  1. Ve ii. Evre hemoroidlerde çoğu zaman hemoroid ameliyatı tercih edilmezken belirtilerin şiddetli olduğu iii. Ve iv. Aşama hemoroidde cerrahi operasyon uygulanmaktadır.Aleni hemoroidektomi (miligan/morgan) ve kapalı hemoroidektomi (ferguson) benzer yöntemlerle yapılmaktadır. Açık ameliyatta bistüri ile esneyen doku çıkarılır ve bu bölge açık bırakılırken kapalı operasyonda bu bölge sağlıklı dokularla kapatılmaktadır. Bu operasyonlar genel anestezi altında yapılmaktadır.Bu geleneksel yöntemlerin yanı sıra hemoroidin çıkarılmasında stapler kullanılan longo yöntemi operasyonlardan biridir. Bu yöntemde anüsten sarkan hemoroid memesinin sinir uçlarının yoğun olmadığı bir bölgede kesilmesi ve bu bölgenin normal haline getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu yöntem ii., iii. Ve iv. Aşama hastalar için ülkü yöntemlerden biridir.Günümüzde yaygın olarak tercih edilen lazerle hemoroid ameliyatı ise i. Ve ii. Aşama hastalarda hemoroid pakelerini söndürmede; iii. Ve iv. Evre hastalarda ise esneyen ve sarkan memeleri kesmek amacıyla tercih edilmektedir. Hastalar, genellikle 1 gün istirahatin peşinden günlük hayatlarına geri dönmektedir.

Hemoroid ameliyatı öncesi

Hemoroid ameliyatı öncesinde asprin ve plavix gibi kan sulandırıcı devaların en az bir hafta önceden kesilmesi gerekmektedir. Ameliyattan bir gece önce ise su ve besin tüketimi yapılmamaktadır. Bununla birlikte çoğu hemoroid operasyonundan önce hastalara bağlarırsakların boşaltılmasını elde eden müshil müessir ilaçlar verilmekte ya da lavman uygulamaktadır.

Hemoroid ameliyatı sonrası ( Dış basur memesi kendiliğinden geçer mi ?  )

Hemoroid ameliyatı sonrası iyileşme süresi ameliyat tekniğine bakılırsa değişim göstermektedir. Lazerli operasyonlarda aleni yara bulunmadığı için hastalar 1 gün istirahatin peşinden taburcu olurken aleni ve kapalı hemoroidektomi ameliyatlarından sonra yaralı bölgenin iyileşmesi daha uzun sürmektedir.Operasyonlar daha sonra belirtilerin tekrarlamaması içinse hemoroid ameliyatı sonrası beslenme şekline ve hijyen koşullarına dikkat etmek gerekmektedir. Uzman doktorun önerilerine nazaran ilk birkaç gün sindirimi basit posasız besinler tüketilmelidir. Bu devrin ardından ise lif oranı yüksek gıdalar alınabilmektedir.

 

Egzama Nedir? Egzama Nedenleri? Bulaşıcı mıdır?

Basur Nedir?

Basur Nedir?

Hemoroid hastalığının halk arasında bilinen ismi ‘’ basur ’’ dur

Hastalık büyük abdest yaparken kişiye acı vermektedir.

Bazen kanamalı şekilde de görülmektedir.

Kalın bağırsağın kötü beslenme, fiziksel olarak hareketsiz kalma yada başka sebeplerle sarkması sonunda meydana gelir.

Basur olan kişiler kolonoskopi yaptırarak gerekli tedaviyi hekimden isteyebilirler.

Egzama Nedir? Egzama Nedenleri? Bulaşıcı mıdır?

Egzama Nedir? Egzama Nedenleri? Bulaşıcı mıdır?

Egzama Nedir? Egzama Nedenleri? Bulaşıcı mıdır?
Egzama Nedir? Egzama Nedenleri? Bulaşıcı mıdır?

Egzama nedenleri, nasıl olduğu ve Egzama nedir sorusu hemen hemen herkes tarafından araştırılan ve merak edilen hastalıklar arasında yer almaya devam etmektedir. İnsan derisinde kızarıklık, kaşıntı, yanma hissi ve şişme gibi belirtilerle meydana gelen egzama hastalığının bulaşıcı olup olmadığı sorgulanmakta. Peki, Egzama Nedir? Egzama Nedenleri? Bulaşıcı mıdır?

Egzama, çeşitli sebeplerle meydana gelen ve deride kızarıklık, kaşıntı, yanma hissi, şişme, deri dökülmesi gibi belirtilerle görülen genelde psikosomatik ( belli bir süre içerisinde ortaya çıkan ve tedavi arayışları günümüzde de hala devam eden hastalık çeşitleri ) nedenli deri hastalığı. En belirgin özelliği, kızarık deri üzerinde beliren kabarcıklardır. Genelde bebeklerde, alerjik hassasiyeti olan kişilerde, stresli kişilerde, titiz ve temizliğe aşırı düşkün kişilerde görülebilmektedir. Egzama hastalığının çeşitleri şu şekildedir; alerjik egzama , akut, kronik, yaş, yağlı, kuru, varis egzaması, tahrişle oluşan irritan egzama ve stres ile meydana gelen egzama gibi farklı farklı türleri vardır. O zaman şimdi Egzama Nedir? Egzama Nedenleri? Bulaşıcı mıdır? sorularının cevaplarına detaylı bakalım.

EGZAMA TÜRLERİ NELERDİR ?

SEBOREİK DERMATİT EGZAMA NEDİR?: En sık görülen egzama tipi olan seboreik dermatit ise kendini kafa derisinde kepek, kızarıklık, kaşıntı, biber gibi yanma tabir edilen yanma ile ortaya çıkarır. Genelde kış mevsiminde ve stres ile ilişikli olarak görülme sıklığı artar. Saçlı deride, kaşlarda, kulak arkasında, ensede, burun kenarında, göğüs ve sırt ortasında olabilir. Yeni doğmuş bebekler de kafa üzerinde oluşan seboreik egzamaya ise halk arasında konak olarak adlandırılır.

STRESE BAĞLI GELİŞEN EGZAMA ( SİMPLEKS KRONİKUS ): Stres sebebiyle meydana gelen deri hastalıkları içinde en sık görüleni halk arasında stres egzaması diye tabir edilen liken simpleks kronikus’dur. Hastada sürekli kaşıntı halinde oluşturduğu kabuklu kızarık plaklar ortaya çıkar. Stres egzamasında cilt tedavisi ile birlikte psikolojik destek çok önemlidir.

KONTAKT EGZAMA NEDİR?: İnsan tenine dış kaynaklı temas eden zararlı maddelerin ortaya çıkardığı egzama hastalığına kontakt egzama denir. Deterjanlar, Çamaşır yumuşatıcıları, boya maddeleri, sabunlar, yağlar, deodorant, parfüm, asitler, alkaliler ve klorlu havuz suları gibi birçok kaynak uzun zaman ve sürekli temasa bağlı tahriş ederek ciltte irritan egzama geliştirir. Ev hanımların da görülen el egzamaları bunun en bilinen örneklerindendir. Tahriş eden egzama çeşidinin diğer sebepleri soğuk hava, ter, aşırı sıcak, tükürük ve hayvan tüyleri de olabilir. Ciltte kaşıntı, kızarıklık ve su dolu minik kabarcıklar gözlenir. Temas egzaması uzun zaman devam edip kronikleşirse deride kalınlaşma, kabuklanma gibi ekstra rahatsızlıklar oluşturur.

TEMAS EGZAMASI NEDİR?: Aslında ayrım bilgisi teyit edilmemiştir, çünkü temas egzamasının meydana gelmesi için genellikle önceden hazırlıklı bir bünye gerekir. Temas egzaması genellikle anne sütü emen meme bebeklerinde görülen egzama türüdür. 3 aylık doğru ortaya çıkar ve ilk olarak bebeğin yüzden başlar. 2 yada 7 yaşlarında kesin olarak iyileşebildiği gibi, büyük çocuklukta ve yetişkinde yavaş yavaş süreğen hale de gelebilir. Bazen astım gibi başka alerjik hastalıklar buna eşlik edebilir. Temas egzaması diğer türlerine göre sayıca çok azdır ve genelde kişinin meslek türüne bağlıdır.

STAZ EGZAMASI NEDİR?: Egzama hastalığı bacakta, genişlemiş damar rahatsızlığı olan varis sahibi kişilerde varise bağlı egzama türü olan staz egzaması görülebilir. Bacaklarda kaşıntılı kızarık yaralar meydana getirmektedir. Cildiye hekiminin uygun gördüğü şekilde önlemlerle tedavi edilebilmektedir.

ATOPİK EGZAMA NEDİR?: Atopik egzama türü genellikle bebek ve çocuklarda görülmekte olan bütün vücudu özellikle deri kıvrımlarının olduğu yerlerde alerjik ve kronik olarak görülen genetik geçişli bir egzama formudur. Nadir olarak yetişkin kişilerde ve ileri yaşlarda da görülebilir. Aşırı ve inatçı kaşıntı ile kişinin konforunu çok fazla bozmaktadır. Özellikle saman nezlesi ve astım gibi rahatsızlıklarla beraber gözlenmektedir. Atopik egzama süt, buğday veya yumurta gibi besinlere karşı kişide mevcut olan alerjiyle de tetiklenebilir. Atopik dermatit ve alerjik temas egzamasında alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek ve deriye tekrar temasını önlemek tedavi için çok önemlidir. Dermatoloji hekimi tarafından alerji testleri yapılarak takip ve tedavi daha uygundur.

EDİNSEL EGZAMA NEDİR?: Edinsel egzama türü ya bir iç tepkimeye karşı duyarlılıktan ( nispeten ender rastlanır, çünkü iç etmenlerden ortaya çıkan deri hastalıkları ekseriyetle kurdeşen hastalığı olarak  kişide belirmektedir ) veya bir dış etmene karşı kişide mevcut olan hassasiyet sebebiyle meydana gelebilir.

KENARLI HEBRA EGZAMASI NEDİR?: Kişinin kasık bölgesi ve uylukta meydana gelen mantar hastalığıdır. Bir dermatofitozdan ( deri mantarı ) ortaya çıkan kenarlı hebra egzamaları erkeklerde kadınlara göre daha çok görülür. Kaba etin iç yüzeyinde, kenarları girintili çıkıntılı, orta kısmı daha soluk ve kırmızı lekeler oluşmaktadır. Lekeler bir tarafta ya da iki tarafta birden olabilir, kaşıntı yapmaktadır ve kenarları kabarcıklarla sınırlıdır. Hekimler genelde mantar ilaçlarıyla tedavi uygulamaktadır.

EGZAMA HASTALIĞI BULAŞICI MIDIR?

İnsanlar genellikle egzama hastalığı olanlardan kendilerine bulaşması korkusu ile uzak durmayı tercih etmektedir, egzama hastalığı bulaşıcı değildir ve temasla bulaşan bir hastalık değildir, korkmanıza gerek yoktur.

 

EGZAMA HASTALIĞI SEBEPLERİ VE NEDEN OLUR?

Egzama hastalığı, hatalı ilaç kullanımı sebebiyle tetiklenmiş ve ortaya çıkmış olabilir. Örnek olarak kükürt, civa, antihistaminikler, sülfamitler, penisilin gibi yapılmış tozlar ve merhemler tetikleyebilir.

Ev hanımlarında meydana gelen egzama ( el egzaması ) çamaşır sularındaki potasyum bikromat, diğer temizleyiciler, kireç sökücüler, leke çıkarıcılar, hatta lastik eldivenler sebep olabilir.

En fazla görülen temas egzama rahatsızlığı kozmetik ürünler ve saç boyaları yüzündendir. Güzellik ürünleri özellikle kokulu oldukları zaman, sayısız yüz egzamalarına sebep olabilirler. Tırnak cilasının ayrı bir yeri vardır, tırnaklarda egzama yapmaz, ama göz kapaklarında olabilir.

Kıyafetlerin yaptığı egzamalar genellikle doğal olmayan sentetik kumaşlar, kauçuk yüzündendir. Ama asıl nedeni kumaş boyalarıdır, özellikle koyu renkliler siyah, mavi ve yeşil renkli boyalar, yani sürekli söylendiği gibi ama sebep kumaş değildir. Boyundaki egzama rahatsızlığı genelde yüksek yakalı kazak ve benzeri kıyafetler giyilmesi sebebiyle oluşur. Ayak egzaması ise ayakkabı yüzünden meydana gelebilir. Bunun sebebi de kalitesiz deri, boya, cila ve yapıştırıcılardır. Özellikle Nikel madeni temas egzamasına sebep olabilir. Saat kordonu, bileklik, zincir, künye vs. nikel madeninden imal edilmişse egzama meydan gelebilir. Deri testleri bazen temas egzamasının sebebini tespit edebilir.

Enfeksiyon egzamaları mikrop veya mantar sebeplidir. Ama mikrobun mu egzamaya sebep olduğu, yoksa egzama olan derinin mi enfekte olarak mikrop kaptığı tam olarak bilmek zordur.

Yaygın iltihaplı yada iltihapsız bir cilt hastalığı olan egzama, genelde yaz mevsiminde iyileşme eğiliminde hatta ortadan kaybolabilmekte, kış mevmisin de ise tekrar ortaya çıkmaya başlar. Bunun en önemli nedeni kış mevsiminde tenimizin ter ve yağ bezlerinin az çalışmasıdır.

EGZAMA NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Egzama ölümcül ve çok tehlikeli olarak görülen sonuçları çok ciddi olan bir hastalık değildir, ancak bu hastalığa yaklanan kişilerin yaşam konforlarını bozan rahatsızlık veren bir hastalıktır. Egzamadan korunmak için uyku düzenimize dikkat etmeli, ellerimizi sürekli yıkamalı, dezenfekte etmeliyiz ve mümkün olduğu kadar stresten uzak durmalıyız, stres en önemli egzama sebeplerindendir.

Her hastalıkta olduğu gibi egzama hastalığının tedavisinde de erken teşhis tedavi için son derece önemlidir. Egzama hastalığı uzman doktor tarafından fiziki muayene sonucu teşhis edilebilir. Bazı bazı durumlarda hekimler deriden sürüntü örneği alınarak mikroskobik incelemeler isteyebilir.

Bu hastalığın tedavisinde, lokal ve sistemik ilaçlar ile topikal pomatlar kullanılır. Ancak bu ilaçların bilinçsiz kullanımı cilde zarar verebileceği için mutlaka bir uzman hekim tarafından verilmiş ve bilgisi dahilinde kullanılması gerekmektedir.

Strese bağlı egzama da dermotoloji hekiminiyle beraber psikolog ya da psikiyatrdan da tıbbi destek alınabilir.

Uzman hekimin önereceği nemlendiciler ve temizlik ürünlerinin kullanılması hastanın rahatlamasını ve derinin korunmasını sağlar. Yağlı nemlendirici özelliğe sahip temizlik ürünleri, terletmeyen sağlıklı ayakkabılar ve pamuklu elbiselerin tercih edilmesi gerekir. Cilt doktorunuz tarafından yapılacak testler sonucunda egzamanın şiddetine uygun önerilen ilaçlarla tedavi ve takip yapılır.

İltihaplı olan egzama hastalığında tedavi kortizon içeren ilaçlar, egzamalı alana uygulanan merhemler ile yapılmaktadır.

 

Vertigo Hastalığı Nedir? | Vertigo Neden Olur ? | Vertigo Nasıl Tedavi Edilebilir?

Vertigo hastalığı nedir? Vertigo Neden olur? Vertigo hastalığı nasıl tedavi edilebilir?

Vertigo, kişilerin tamamen dururken ve otururken, yatarken bile hareket etme veya eğilme, yana kayma hissi yaşadıkları bir rahatsızlıktır. Sizde etrafınızdaki nesnelerin, insanları döndüğünü hissediyorsanız vertigo olmuş olabilirsiniz. Vertigo belirtileri genel olarak baş dönmesi, bitkinlik, halsizlik olarak gözlemlenmektedir. Vertigo’nun birkaç sebebi olabilir bunlar; iç kulak iltihabı, vestibüler nörit, migren, baş travması gibi. Vertigo tek başına bir hastalık değil çeşitli hastalıkların belirtisidir. Kişilerin normal hayatını alt üst ederek yaşam kalitesini oldukça aşağılara çekmektedir.

Vertigo Neden ve Sebepleri ?

Vertigo genelde iç kulak sebepli meydana gelmektedir. İç kulak rahatsızlığına sebep olan hastalıkların belirtisi olmaktadır. Vertigo ciddiye alınarak nedenlerinin araştırılması gerekmektedir. En çok görülen nedenler Menirer, BPPV, Vestibüler nörit veya labirentit. Meniere hastalığı, sıvı birikimi ile kulaktaki basıncın değişmesi sonucu olduğu düşünülen bir iç kulak rahatsızlığıdır. Kulakta çınlama, zil sesi ve duyma kaybını yanında zaman zaman vertigo ataklarına yani baş dönmesine sebep olabilir. BPPV ( Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo ), minik kalsiyum partikülleri ( canalitler ) iç kulak kanallarına yığıldığında ortaya çıkar. İç kulak beynimize yerçekimine göre kafa ve vücut hareketleri hakkında sinyaller gönderir. Vestibüler nörit veya labirentit, çoğunlukla enfeksiyona bağlı bir iç kulak problemidir. Enfeksiyona bağlı olarak iç kulakta vücudun dengesini sağlamak için önemli olan sinirlerin etrafındaki iltihaplanma vertigo sebebi olur. Vertigo bilinç kaybı, göz kararması gibi rahatsızlıklara sebep olmaz. Bilinç kaybı ve göz kararması varsa nörolojik ve başka sebepler olabilir. Vertigo çok fazla korkulacak ve tedavisi zor bir rahatsızlık değildir.

Vertigo belirtileri nelerdir?

Vertigo belirtileri en çok kişinin dengesini kaybetmesi, mide bulantısı, puslu görme, halsizlik, kulak ağrısı ve düz yürüme yada ayakta durma sorunlarıdır. Vertigo’nun asıl sebebine göre tedavi yöntemleri belirlenir.

 

Vertigo nasıl geçer, tedavisi nedir?

Vertigo nasıl geçer, nasıl tedavi edilir sorusunu sizler için cevaplayalım. Alanında uzman hekimler genelde Vertigo’nun baş pozisyon manevraları, denge tedavisi ve psikoterapi tedavileri ile iyileşme sağlanacağını söylemekteler.

Baş Pozisyonu Manevraları Tedavisi

Kanalitin yeniden konumlandırılması olarak adlandırılan yada diğer adıyla Epley Manevrası genellikle, iyi huylu paroksismal pozisyonel vertigoların başınızın dönmemesini beklemekten daha hızlı bir şekilde iyileşmesine yardımcı olur. Tedavi doktorunuz, odyolog ve fizyoterapist tarafından yapılabilir. Başınızın pozisyonunu kontrol etmeyi içeren bir tedavi yöntemidir. Çoğunlukla bir yada iki seans tedaviden sonra iyileşme gözlenebilir. Bu tedaviye başlamadan evvel, boyun ve sırt durumu, müstakil retina veya kan damarı problemleri olup olmadığının tedavi öncesi soruşturulup ondan sonra tedaviye başlanmalıdır.

Denge tedavisi nedir ? ( Vestibüler Rehabilitasyon )

Denge sistemini harekete daha az duyarlı hale getirmek için yapılacak özel egzersiz hareketlerini yapabilirsiniz. Bu fizik tedavi tekniğine Vestibüler Rehabilitasyon da denmektedir. Vestibüler nörit rahatsızlığı gibi iç kulak ile alakası durumlarında baş dönmesinin giderilmesi için kullanılan yöntemdir.

Psikoterapi

Psikoterapi baş dönmesinin Anksiyete Bozukluklarına bağlı olduğu durumlarda  uygulanan ve baş dönmesinin iyileşmesi için kişilere yardımcı olabilir.

 

Ağız ve Diş Sağlığı Nedir? | Ağız ve Diş Bakımı Nasıl Yapılmalıdır?

Ağız ve Diş Sağlığı

Ağız ve diş sağlığı insanlar tarafından yüz yıllardır önem taşımaktadır, insan hangi yaşta olursa olsun büyük bir titizlikle ağız ve diş sağlığına dikkat etmelidir. Ağız ve diş sağlığı sorunları sağlık yada estetik açıdan insanların hayatını ciddi bir şekilde etkileyebilmektedir. Ağız ve diş sağlığı sorunları genel olarak tüm vücudumuzu etkileyebilmektedir. Bu sebeple ağız ve diş sağlığı sorunları ihmal edilmemeli ve tam donanımlı bir diş hekimine muayene olmalıyız.

 

Diş fırçası kullanım ömrü ve değiştirme süresi

Sürekli kullanılan (haftada 7 gün boyunca günde 2 kere) bir diş fırçası yakkaşık ömrünü 3 ayda tamamlamaktadır. Ortalama 200 kullanımdan sonra diş fırçalarımızı yenisi ile değiştirme ihtiyacı oluşur; çünkü diş fırçalarımızın kılları yıpranır. Kıvrılmış veya kırılmış kıllar dişlerinizi düzgün şekilde temizleyemez. Bir süre sonra fırçalarımızın aralarında diş macunu, bakteri, gıda parçacıkları birikir.

Dişlerimizi fırçalama süremiz ne kadar olmalı ?

Her bir diş fırçalama süresi için tavsiye edilen ortalama süre iki dakikadır. Ülkemizde ortalama diş fırçalama süresinin 45 saniye olduğu tahmin edilmektedir ve bu yeterli bir süre değildir. 2 dakika gibi süreden kısa süren fırçalama işleminde , diş macunundaki florürün diş minesine ulaşması için yeterli süreyi tanımıyor. Fırçalama süresi daraldıkça ağız hijyeni tam olarak sağlanamamaktadır. Çoğu zaman dişlerimizin ön tarafı fırçalanır beyazladığı görülür kenarları veya ağzın arkası ihmal edilir. Bu durumu ortadan kaldırmak için kendimize bir zamanlayıcı ve elektrikli diş fırçası temin edebiliriz. Zamanlayıcıya alternatif olarak telefonumuzun kronometresini kullanın. Dişlerinizi iki dakika fırçalayabilmek için gereken azami gayreti göstermelisiniz.

Ağız suyu kullanmak ve faydaları

Dişlerimizi fırçaladıktan sonra ağzımızı su ile çalkaladığımızda diş macununun içerdiği florürürün etkisinin azaldığı uzmanlar tarafından söylenmektedir. Dişimizi fırçaladıktan sonra macunu tükürüp çıkarabiliriz, bazılarımız ağzımızı macundan tamamen arındırmak isteyecektir işte o zaman su yerine florür içeren bir ağız suyu yada gargara kullanabiliriz. Ayrıca susuzluğunuz var ise diş fırçalama işlemine başlamadan önce su içebilirsiniz diş fırçaladıktan sonra bir yarım saat beklemek tavsiye edilmektedir.

Diş ipi kullanımı ve faydaları

Bir çok kişi henüz günlük diş ipi kullanmayı diş fırçalamak gibi alışkanlık haline getirememiştir, ama hemen başlamak ağız ve diş sağlığı açısından oldukça önemlidir. Diş fırçalarının ulaşamadığı dişler arasındaki artıkları temizlemek için günde en az bir kez diş ipi kullanmak gerekir. Fırçalama ve diş ipi ile temizlenmeyen dişler bakteriler için çok uygun bir ortam oluşturur. Gün sonunda mutlaka diş ipi kullanmayı ihmal etmeyin.

Dişlerimizi Fırçalama Rutinini Değiştirerek Fırçalama

Dişlerimizi gün de iki kez fırçaladığımız için sürekli aynı yöntem ve hareketleri yapıyoruz, hep aynı alanları fırçalıyoruz. Daha iyi bir temizleme için farklı bir alandan başlayarak ve farklı düzensiz bir desen izleyerek diş fırçalama rutinimizi değiştirmeliyiz. Elektrikli bir diş fırçasını kullanmanın avantajı ise, daha az çaba sarf ederek ağzınızda ulaşılması zor yerlere ulaşmanın daha kolay olduğudur.

Diş Fırçalarken Hangi Yöntem ile Fırçalamalıyız ?

Dişlerimizi fırçalarken dairesel hareketler uygulanmalıdır, dişlerimizin aralarının temizlenmesinde daha nazik ve etkilidir. Diş fırçası hem dişler hem de diş etleri ile temas etmelidir. Geniş yan yana hareketler, dişlerinizle diş etleri arasındaki yumuşak doku astarına zarar verebilir. Fırçanızı ön ve alt dişlerin arkasında dikey olarak eğin ve fırçanın sadece ön yarısını kullanarak yumuşak hareketler yapın. Diş fırçamız daima 45 derecelik bir açı ile dişlerimize temas etmeli ve kısa dairesel hareketler yapmalıdır. En etkili temizleme açısı 45 derecelik açıdır. Diş fırçasını bu açı ile kullanmak diş eti çizgisinin altında ve üstünde en iyi temizliği sağlamamıza yardım eder. Dişler ve diş etleri arasını temizlemek için kılların orta satırını kullanmalıyız. Diş eti çizgisini doğru şekilde temizlemek, renk kaybını ve daha da önemlisi boşlukları ve diş eti hastalıklarını önler.

Dil Temizliği ve Yapılması Gerekenler…

Dişlerinizi fırçaladıktan sonra ağız kokusunu önlemek için dilimizi de mutlaka temizlemeliyiz. Dil temizleyicisi dilimizin üzerinde kalan bakterileri dilimizden sıyırır. Dişlerinizi fırçaladıktan sonra dilinizi temizlemek için fırçanızın kıllarını da diş fırçalar gibi dilimizi fırçalayarak kullanabilirsiniz. Dişlerinizi her fırçaladığınızda dili temizlemek önemlidir.

Diş fırçasının sertliği nasıl olmalıdır?

Halk arasında bilinen büyük yanlışlardan biriside Sert Diş Fırçalarının dişlerimizi daha iyi temizleyeği inancıdır. Bu inanış doğru değildir sert diş fırçalarının kılları diş etlerimize zarar verebilir. Diş fırçalamak için ihtiyacımız olan fırça özelliği yumuşak kıllı olan fırçalardır. Amacımız sadece dişlerimizin arasında kalan yiyecek artıklarını çıkartmak ekstra bir sertliğe ihtiyacımız yok.